17 Mayıs 2013

faşist poz veriyor


bağlantı

03 Mayıs 2013

sanat


“Doğanın tatlı çeşitliliğine, tükenmez zenginliğine hayransınız. Gülün de menekşe gibi kokmasını istemiyorsunuz, ama dünyanın en zengin şeyinin, ruhun, yalnız bir tek şekilde var olmasını istemek olur mu? Mizahçıyım ben, ama yasa ille de ciddi şeyler yazmamı istiyor. Ben cesurum; ama yasa yumuşak başlı olmamı emrediyor.

23 Mart 2013

burun


Büyük burun: Vesvese ve evhama, korkaklığa.
Kısa burun: Çok korkaklığa.
Uzun burun: Az anlayışlı olmaya, ihtiyatkarlığa, iyilikseverliğe.
Burun ucunun ağza yakın olması: İnat ve israra.
Ufak, güzel ve muntazam bir burun: İyi ahlaka, sürati intikale, orta bir hayat yaşamaya.
Yassı ve geniş bir burun: Fartı şehvet, kesreti cimaa.
Gayet yassı ve geniş bir burun: Son derece şiddetli ve isyarıkar bir tabiata.
Gayet iri ve etli burun: Aç gözlülüğe, hilkaten dilenciliğe, oburluğa.
Burun kemiğinin ortasındaki kabarıklık: Dirayet ve zekavete·, vicdana.
Burun ile alın arasında bir basıldığın yokluğu: Seciyesizliğe, cibilliyetsizliğe .
Gaga burun: Fena huy ve ahlaka, lafazanlığa, cimriliğe, faaliyete.
Burun ucunun irilik ve yuvarlaklığı: İyi ahlaka.
Burun ucunun iri, kızılımtrak ve topaklığı: Ayyaşlığa, sefahate. eğlenceye düşkünlüğe. .
Kırmızı burun: İnatçılığa, budalalığa, kabalığa.
Basık burun: Ekseriyetle az zekaya.
Ucu tamamen yuvarlak burun: Saffeti kalbe, iyilikseverliğe.
Ucu hafifçe yassı ve yarım dörtköşe olan burun: Büyük bir zeka ve icat kabiliyetine.
Ucu yukarı kalkık burun: Boşkafalılığa, hayalperestliğe, gurur ve hasede, bu cins burunlann delikleri geniş olursa son derece zihinsizliğe, arzen dar burun itimatsızlığa, şüpheciliğe.
Bir ucundan diğer ucuna sivri görünen burun: Maharete, hilekarlığa, ince fikre.
Burnun gözler hizasından ziyade basıklığı:  Zaafa, gevşekliğe.
Kadınlarda burun kanatlarının açık olması: Velût bir mizaca, zarafeti hisse, bazen kahırlı bir hayata.
Gayet iri burun delikleri: Şehvete düşkünlüğe.
Burun deliklerinin darlığı: Şiddeti taba, göğüs hastalıklarına istidada.
Burun deliklerinin büyüklüğü: Kibir ve hasede.
Burun deliklerinin küçüklüğü : Korkaklığa, ciğerlerin zaafına.
Burun deliklerinden birinin hissolunur derecede dar olması: Müdekkik olmaya, hiffeti mizaca.
Kolaylıkla açılıp kapanan burun delikleri: Şehvetperestliğe.
Kapalı duran burun delikleri: Gurura, yalnızlığa, talihsizliğe.

.. delalet eder.

gizli ilimler hazinesi, derleyen: mustafa iloğlu, seda yayınları, birinci kitap, syf 94

20 Mart 2013

kim bu?



bu kadın kimin ensesine tokatı yapıştırmaktadır?

17 Mart 2013

sanal sex


noah kalina'nın fotoğraf serisi.

kendini çek

bi akıllı telefon reklamı. (güney afrika'da)

09 Ocak 2013

henri cartier-bresson'nun sovyetler birliği


bağlantı (ayrıca şuraya da bakabilirsiniz.)

30 Aralık 2012

bir çita nasıl koşar?

 gregory wilson'ın harika slow motion'ı.

29 Aralık 2012

kutsal bakire, üç arkadaş ve cezalandırılan isa

The Blessed Virgin Chastises the Infant Jesus Before Three Witnesses: A.B., P.E. and the Artist,”  max ernst, 1926
marx ernst'in bu resminde meryem, evladını bi güzel pataklamaktadır. daha önce hep öbür dünyalara dalan bir eda ile annesinin kucağında bir bebek olarak görmeye alıştığımız isa'yı ilk kez bu resimde, bu şekilde görüyoruz: 8-9 yaşlarında ve o yaşlardaki çocuklardan bekleneceği üzere çok haylaz. isa'nın kızarmış poposu, annenin dinmemiş kızgınlığına bir işaret. anne hâlâ kutsal bakire: başında hâlesiyle bildiğimiz meryem. ama delikanlı sadece annesinin hışmından kurtulmaya çalışan bir çocuk ve başka bi şey diil. onun hâlesi yerlerde sürünüyor. çocuk ve anne son derece modernist bir kaidenin üzerinde ve kübik bir atmosfer söz konusu. arkada pencerede üç adam var. breton, eluart ve max ernst... ne yapıyorlar? bu manzara onlarda nasıl bir etki yaratmıştır? bu spanking sahnesinde delikanlının ibretlik yazgısının bir işaretini mi görmektedirler?


görev adamının öyküsü*


"Aralarından Adolf Eichmann’ın mahkemesi üzerine yazılmış bir kitabı aldım. Eichmann adını savaş suçlusu Nazi olarak hayal meyal anımsıyordum, ama özel bir ilgim yoktu. O kitap tesadüfen ilgimi çekmiş ve elime almıştım sadece. O kitap sayesinde, metal çerçeveli gözlük takan seyrek saçlı Gestapo subayının, ne kadar azimli bir görev adamı olduğunu öğrendim. Savaş başladıktan hemen sonra Nazi kurmayları tarafından Yahudi sorununun nihai çözümü, yani soykırım görevi verilmiş, o da bunu somut olarak nasıl yapacağını ayrıntılarıyla düşünmüş, sonra da bir plan yapmıştı. Yaptıklarının doğru olup olmadığı gibi bir soru bilincinde asla yer etmemişti. Kafasının içinde, Yahudi sorununu ne kadar kısa sürede ve ne kadar ucuza halledeceğinden başka bir düşünce olmamıştı. Onun hesabına göre, tüm Avrupa’daki bertaraf edilmesi
gereken Yahudi sayısı on bir milyondu.
Kaç vagonlu kaç katar hazırlanmak ve her katara kaç Yahudi bindirmek gerekiyordu? Bunların içinden yüzde kaçı yolculuk sırasında doğal olarak ölecekti? Ne şekilde daha az insanla bu işlemi gerçekleştirmek mümkündü? Cesetler en ucuz hangi yolla ortadan kaldırılabilirdi? Yakmak, gömmek ya da eritmek? Masasının başında canla başla hesap yapmıştı. Planını hayata geçirdiğinde, hemen her aşamada planladığı sonuçları elde etmişti. Savaş bitene kadar yaklaşık altı milyon (onun hesapladığının yarısından fazla) Yahudi onun planıyla artık sorun olmaktan çıkarılmıştı. Fakat o suçluluk duygusu hissetmiyordu. Kudüs’teki mahkemede kurşungeçirmez camla çevrili sanık sandalyesinde otururken, Eichmann neden bu kadar büyük bir mahkemede yargılandığına, neden bütün dünyanın ilgi odağı olduğuna bir türlü anlam verememişti. Kendisi sadece bir teknisyendi ve yalnızca verilen görev için en uygun çözüm yolunu önermişti. Dünyadaki iyi yürekli bürokratların yaptıklarıyla aynı değil miydi yaptığı? Neden yalnızca o böylesine suçlanıyordu?"
....
"Elbette, Eichmann’m planı her aşamada sorunsuz ilerlememişti. Koşullara göre, hesapların tutmadığı olmuştu. Öyle durumlarda, Eichmann bir nebze de olsa daha çok insana benziyordu. Yani sinirleniyordu. Masasının başında hazırladığı mükemmel planı sekteye uğratan öngörülemez unsurlara öfkeleniyordu. Trenler geç kalıyordu. Bürokratik işlemler yüzünden, planlar altüst oluyordu. Komutan değişiyor, yerine gelenle anlaşamıyordu. Doğu cephesi düşünce, toplama kampı muhafız bölüğü cepheye gönderiliyordu. Kar yağıyor, elektrikler kesiliyordu. Orada cereyan eden savaş bile Eichmann’ı öfkelendiriyordu. Ona göre savaş bile “öngörülemez bir unsur”dan başka bir şey değildi."

*haruki murakami, "sahilde kafka", s183, doğan kitap 2009

01 Aralık 2012

kim bu temel reis?


26 Kasım 2012

böyledir hayat


Kayışı gökte bir yıldızın
Ya da uçuşu bir kartalın
Ya da baharın güzelliği
Ya da parlayan sabah çiği
Ya da bir selimsürten rüzgar
Ya da sudaki kabarcıklar;
Odunç verilmis ışığıyla
Benzer insan işte bunlara.

Rüzgar diner, kabarcık söner,
Mevsim bahardan güze döner,
Çiy kuruyup yıldız kaybolur,
Kuş geçer, insan unutulur.

Henry King

[bu şahane şiiri bi blogda görmüş ve not almıştım. ama hangi blog, hatırlamıyorum şimdi] [edit: şuradan almışım.]