30 Ekim 2014

hop diri dattiri

çocuk bahçelerinde bir takım şüphe uyandırıcı tasarımlar. 1500'lerin avrupa'sında teşhirci moda. amazon ormanlarının tehlikeli nehirlerinin enteresan sakini candiru balığı. amonyak kokusunun çekimine direnemeyen bu balık, erkeğin cinsel organından içeri girip iç organlarını yiyormuş. hop diri dattiri. bu yüzden o bölgelerin insanları penislerini bellerine bağlamak şeklinde bir gelenek geliştirmişler. tanrı'ya karşı söylenmiş sözler. erkin koray'ın cemalım'ı. mühim bağzı şahısların uykuyla imtihanı grafiği.  the nu project.  özay gönlüm sen ne harika bi insansın. sabahın seheri'ni de dinleyelim. öte yandan, harika insan dedik ama şuradaki hamaset de az mide bulandırıcı diil. ispanyol sokak sanatçısı pejac'ın istanbul'a yerleştirdiği kapılar. odaklanan kedi videosu.(çok tatlısın yaw sen.) şurada eski aile fotoğrafları paylaşılıyor. caz dinleyin.

uzay çağı için sovyet propaganda afişleri



m. hutter


bağlantı

29 Ekim 2014

martılar ki sokak çocuklarıdır denizin*

sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz," diyor milan kundera, bu nedenle de ne istediğimizi bir türlü bilemiyormuşuz.

öte yandan neden şu hayat sofrasından (lucreitus'un önerdiği gibi) karnı doymuş bir çağrılı olarak kalkıp gidemiyoruz? ki eğer sayın schopenhauer'ın son derece isabetli bi şekilde tespit ettiği üzere maliyetleri karşılamayan bir iş iken tam da bu hayat?

hmmm...

buenos aires'in flores semtinde bir duvarda, "memeleri iri olmayan kızarkadaş, kızdan çok arkadaştır," denmektedir.

sperm hücreleri üretilmelerinden sonra sadece beş altı gün canlı kalabildikleri için ve yetişkin erkekler günde üç milyon sperm ürettiklerinden, mastürbasyon eski spermlerin atılması ve yeni ve daha sağlıklı spermlere yer açılması bakımından geliştirilmiş hayati bir stratejidir.

ölüm olmasa idi hayat bu kadar ilginç olabilir miydi peki?

bulantı'da roquentin, "her varlık sebepsiz doğar,zayıflıktan ötürü varlığını sürdürür ve tesadüfen ölür." diyor.

böyle sisli bir gecede, istanbul limanının uyumuş rıhtımlarında tek başına düşündüğüne göre romanlar okumuş bir adamdı, diye yazıyor sait faik bi öyküsünde.

o hüzünlü başını, üzüntüsüyle övünüyormuş gibi taşıyor.

"belki de cansız nesneler, bakışlarını üzerlerinde gezdirecek kimse olmayınca büsbütün cansızlaşıyordu,” diyor zemberek kuşu'nun güncesi'nde murakami

ölümden çok, ölen adam acayip. toprağın altında paranteze alınmış, upuzun yatmaktadır.

ah, camilla, yitik kız!” dedim. “uzun parmaklarını aç ve yorgun ruhumu geri ver. ağzınla öp beni çünkü açım meksika ekmeğine. burun deliklerime yitik kentlerin kokusunu üfle ve ellerim unutulmuş bir güney sahilini andıran beyaz gerdanında ölmeme izin ver. şu uykusuz gözlerimdeki özlemi al ve bir güz tarlasında uçuşan kırlangıçları besle onunla çünkü seni seviyorum, camilla, ve adın dönmeyen sevgilisi için son nefesini verirken gülümseyen cesur prensesin adı kadar kutsal.” (fante-toza sor)

bir öğrencim facebook marifetiyle şöyle bi mesaj göndermiş felsefe öğretmenine:
"sana gülüm demiştim ya
o gül soldu
hani bu son demiştim ya
auguste comte'tu"

knidoslu sostratos, bir limandaki küçük bir ada üzerine bir fener inşa etmiş. bu adanın adı pharos imiş ve biz bu nedenle fenere fener diyormuşuz.

praglı anarşistlerin toplantılarına zaman zaman katılan kafka bey. bi arkadaşına şöyle yazmış: "(çek anarşistleri,) çok nazik ve çok eğlenceli. - öyle nazik ve sevimliler ki söylediklerine inanmamak olamaz.”

jacques ranciere: “görüş ayrılığı, beyaz diyenle siyah diyen arasındaki bir çatışma değildir. Görüş ayrılığı, beyaza beyaz diyen ama beyazdan farklı şeyler anlayanlar arasındaki bir çatışmadır”

“öküz kara mehmet paşa, yemişçi hasan paşa, zurnazen mustafa paşa, tırnakçı hasan paşa, cenaze (meyyit) hasan paşa, hain ahmet paşa, kavanoz ahmet paşa, güzelce ali paşa, mere hüseyin paşa, tabanıyassı mehmet paşa, boynueğri mehmet paşa, kalaylıkoz ahmet paşa, kabakulak ibrahim paşa, bıyıklı ali paşa, keçiboynuzu ibrahim hilmi paşa, mezomorto hüseyin paşa, yedisekiz hasan paşa, kuyucu murat paşa, daltaban mustafa paşa...”

bir gün, tören sorumlusu biagio da cesena'yla birlikte michelangelo'ya gitti. "biagio, bu figürler hakkında ne düşünüyorsun?" diye sordu papa. "papa hazretleri beni bağışlayın, ama edebe aykırı buluyorum, son derece aykırı. edep yerleri üzerinde bir örtü bile olmadan, bütün bu çıplaklar bir şapele hiç de uygun değiller, daha çok günah yuvalarına yaraşacak görüntüler bunlar." papa karşılık vermedi. ama şapelden çıkıp gittiklerinde, öfkesinden kuduran michelangelo, fırçaları eline alıp, zebani minos'u "ahlak bekçiliği"ne soyunan tören sorumlusunun yüzüyle çizdi. biagio da cesena bunu öğrendiğinde, papaya gidip duruma itiraz etti. "sevgili biagio, michelangelo seni araf'a koymuş olsaydı, istediğini yapmak için hiçbir çabadan kaçınmazdım; ama cehennem'e koyduğundan, bana başvurmanın yararı yok, çünkü orada bağışlanma diye bir şey yoktur." Gerçekten de, biagio çatık kaşlı yüzüyle hala oradadır.

homeros'un, balzac'ın şu sözüne sahip çıkmaya hakkı vardır: “nüfus idaresiyle yarışıyorum.”

"yerde cansız yatan uzun boylu bir tanrıya benzeyen caddede." (küçük iskender)


*can yücel

28 Ekim 2014

kevin j. weir


kevin j. weir'ın eski fotoğrafları kullanarak oluşturduğu korku gifleri.

kitap kapakları arşivi



maske



boşanma oranları


26 Ekim 2014

59 güzel kâğıt para


şu siteye göre tasarımı en iyi farklı ülkelerden 59 kağıt para.

mr. bean gifleri

24 Ekim 2014

paul kirchner


 paul kirchner'in "the bus" serisinin tamamı şurada. süper!

ji lee


kore doğumlu illustratör ji lee tipografinin nesneleri temsil etme becerisini sınıyor.

50. wildlife yılın fotoğrafçısı ödülleri


bağlantı

23 Ekim 2014

drew tyndell


bağlantı

21 Ekim 2014

matthew grabelsky



aşağı yukarı


tatlı tatlı öpüşen hayvanlar feedi

chris skinner


skinner'in twitter hesabı

19 Ekim 2014

hakıykat denilen tek dişi kalmış canavar

rahat okuyabilmek için  tıkla

şurada daha fazlası var.

sscb hapishanelerinde anti-komünist dövmeler


üst düzey bir sovyet kriminolog olan arkady bronnikov'un sscb hapishaneleri ve gulaglarda tutulan mahkumların vücutlarından topladığı dövme fotoğraflarından yola çıkılarak şöyle bi kitap hazırlanmış. dövmelerin önemli bi kısmında muhalif (anti-komünist) bi çizgi söz konusu. aşağıda bunlardan bi kaç örnek var.

duvardaki sesler

Burgazada Mezarlığı
duvar yazılarının derlendiği harika bir koleksiyon.

l'homme a la tête en caoutchouc

georges mélièsnin'den 1901'de çektiği şaşırtıcı efektlerle dolu bir film. aynı hikayenin  şöyle bi versiyonu da var. ama tabiî biz en çok şu filmiyle tanıyoruz mélièsnin'i

30 Eylül 2014

babailer isyanından kızılbaşlığa: anadolu'da islam heterodoksisinin doğuş ve gelişim tarihine kısa bir bakış

ahmet yaşar ocak'ın anadolu aleviliği üzerine ufuk açıcı makalesi: anadolu aleviliğinin kaynakları, ali kültünün anadolu heteredoksisine dahil oluşunda şah ismail'in etkileri. hurufilik, gök tanrı inancı, şamanizm, budizm, maniehizm -ve kızılbaşlığın senkterik karakteri. kızılbaşlığın oluşumunda dinsel bağlamın dışında etkili olan toplumsal/politik zemin.

makaleyi, ortaçağlar anadolu'sunda islam'ın ayak izleri adıyla basılan ve yazarın islam heteredoksisi üzerine makalelerinin yer aldığı derlemeden taradım.
"Aleviliğin -yahut her ne kadar Sünni çevrelerde aşağılayıcı anlamda kullanılmış olsa da, otantik adıyla Kızılbaşlığın- tarihi esas itibariyle Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyanın ve 10. yüzyıldan günümüze kadar gelen uzun bir zaman boyutunun ürünüdür. Bugünkü hüviyetini tam olarak 16. yüzyıl başlarında kazanmış olmasına rağmen, bu tarihten önceki Türk heterodoks İslam’ının tarihi de onun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu parça olmadan Alevilik anlaşılamaz. Bu tarih, Şiiliğin Hz. Ali ve Muaviye arasındaki hilafet çatışmalarıyla başlayan tarihiyle gerçekte hiçbir suretle kesişmez. Bu tarihin Aleviliğin de tarihiymiş gibi algılanmasının sebebi, Safevi propagandasıyla aşılanan Şii motiflerin zihinlerde kurduğu bağdır. Bununla beraber bugün Alevilerin toplumsal bilincinin ve zihniyetinin oluşmasında sonradan eklemlenen bu tarihin vazgeçilmez bir yeri ve payı vardır. Bugün her Alevinin zihninde Aleviliğin tarihi Hz. Ali ile başlar. Bu itibarla bugün için Hz. Ali’siz bir Alevilik düşünülemez. "


makalenin tamamına şuradan pdf olarak ulaşabilirsiniz.

28 Eylül 2014

Epikür: Böbrek Taşlarından Muzdarip Filozof

Tarih şaşırtıcı biçimde neşeli insanların çok az olduğunu bildirir. Özellikle filozoflar neredeyse komedyenler kadar bedbaht olmalarıyla tanınırlar, ama Epikür (İÖ 341-270) bunlardan biri değildir. Onun kötü şöhreti çok farklı türdendir; bu durum, debdebeli yaşamın ve duyumsal hazzın başrahibi, hovardaların ve oburların filozofu olarak tanınmasından geliyordu.

Oysa hiç de öyle değildi. Epikür cümbüşlere ve şölenlere düşkünlük şöyle dursun, arpa ekmeği ve meyveyle beslenen, peyniri sadece şenlik günlerinde özel bir ikram olarak yiyen biriydi. Kendisi uzak durduğu gibi, öğrencilerini de cinsel ilişkiden caydırırdı; öğrencilerinin günde bir kadehten fazla şarap içmesine izin verilmezdi.

Ama Epikür’ün talihsizliği Yunan felsefesinin son derece çekişmeli altın çağında yaşamasıydı. Platon’un kurduğu Akademi’yle ve Stoacıların sundurmasıyla (stoa) karşı karşıya geldi. Her ikisi de açık sözlü ve örgütlü hasımlardı. Ona attıkları çamur iki bin yılı aşkın bir süre boyunca üstüne yapışıp kaldı.

Epikür Atinalı bir ailenin çocuğu olarak doğdu, ama Anadolu’nun batı kıyılarından bir buçuk kilometre kadar açıktaki Samos [Sisam] adasında büyüdü. Otuz beş yaşında döndüğü Atina’da geniş bahçeli bir ev alıp bir okul kurdu. Öğrencilerini de yanında getirmişti. Herkesin önünde sıkça tartışmaya tutuşan Akademicilerin ve Stoacıların aksine, Epikürcüler kendi içlerine kapanık kaldılar. Okulun giriş kemerinin yukarısında şu çekici sözler yazılıydı: “Yabancı, burada kalmakla iyi edersin; burada en yüce yararımız hazdır.”

Söylentilerin nasıl ortaya çıktığını herhalde anlıyorsunuz.

bişeyler okuyan harika insanlar blogu

İtalo Calvino 
bogart'tan foucault'ya binlerce fotoğraf. [bağlantı]