23 Nisan 2012

batı felsefesinde kadın ve erkek

Platon evrendeki akıl ve düzenin yansımasının kadın ruhunda, erkek ruhundaki kadar net olmadığını ileri sürer.

Francis Bacon'a göre doğa, hem kadınsı hem de bilinebilir bir doğa niteliğini kazanır. Bilinebilir Doğa, kadınsı bir şey gibi sunulur ve bilimin görevi, bu kadın üzerine doğru türden bir erkek tahakkümü kurmaktır. "Zihin ile Doğa'yı, iffetli ve yasal bir yolla evlendirelim", der Bacon, evlilikteki doru türden hakimiyetin zorbalık anlamına gelmediğini öne sürer. Doğa üzerinde "ancak kendisine itaat ederek hakimiyet kurulabilir." Bacon'un ilk kitaplarından birinin adı Zamanın Erkeksi Doğuşudur...

İlerleme, der Philo, "aslında erkek olana yönelerek, kadın cinsiyetini terk atmekten başka bir şey değildir.; çünkü kadın cinsi maddidir, edilgendir, cisimsel ve duygu-algısaldır; oysa erkek olan etken, rasyonel, cisim dışı ve zihin ve düşünceye daha yakın olandır.



Augustinus'a göre kadın rasyonel zihinsel zeka kapasitesi bakımından eşit yaradılışa sahiptir; fakat taşıdığı bedenin cinsiyeti nedeniyle, eyleme arzusunun rasyonel zihinle doğrudan edimde bulunma becerisi kazanması için bağımlı yaratılmış olmasına benzer biçimde, erkek cinsiyetine bağımlı kılınmıştır.

Descartes Metot Üzerine Konuşma'da kesin bilgiye ulaşmak için geliştirdiği bilgi yönteminin "kadınların bile" işine yarayabileceğini yazmıştır. Kartezyen Erkek Akıl'ın şeylerin doğru bilgisine ulaşmak için aşması gereken duyusal alandan kadınlar sorumludur. O, erkek ise eğer bilimin nihaî temelini yakalamak istiyorsa, bilimsel etkinliğin büyük bir bölümünde, disiplinli imgelem düzeyinde ve katı, saf anlık düzeyine geçmek zorundadır. Kadının görevi, erkek Akıl'ın avuntu, ısı ve gevşeklik ihtiyacını gidereceği alanı, zihin ve bedenin birbirine karıştığı alanı korumaktır. Erkek, eğer Akıl'ın en yüce biçimini uygulamak istiyorsa yumuşak duyguları ve duyusallığı geride bırakmak zorundadır; onları erkek için koruyacak olan kadındır.

Rousseau, kadınları, Akıl tarafından ehlileştirilmesi gereken potansiyel bir düzensizlik kaynağı olarak görür. Rousseau, D'Alembert'e Mektup'ta kadınlardan şikayet eder: "Hiçbir halk hiçbir zaman aşırı şaraptan mahvolup gitmemiştir; mahvolanlar hep kadınların kural tanımazlıklarından mahvolmuştur", der.

Kant Yüce ve Güzel Üzerine'de bilgilenme çabasında olan bir kadın, "sakal sahibi olmayı istese daha iyi olur çünkü edinmeye uğraştığı derinlik havasını bu şekilde daha iyi ifade edebilir," der. Fakat soyur düşünme eksikliği, kadın zihnindeki bir kusur olarak görülmez; tümelleri kavrama eksikliği, kadının sahip olduğu başka zihinsel özelliklerle -beğeni, duyarlılık, pratik akıl vb.- ile doldurulur.

ShopenhauerKadınlar Hakkında adlı bir denemesinde, kadının akıl yürütme gücünden yoksun oluşunu doğuştan gelen bir olgunlaşmamışlık olarak dile getirir. Shopenhauer, kadınların oldukça sınırlı türden bir akıl yürütme becerisi kazanabileceklerini ve "bütün yaşamları boyunca büyük bir çocuk olarak" kalacaklarını düşünür.

Hegel, Hukuk Felsefesi'nde kadın bilincinin karakteristiği olan "mutlı düşünceleri, beğeni ve zerafet"i erkeğin "tümel bir yeti" gerektiren başarısı ile karşılaştırır. "Kadın, bilgiyi edinerek değil, yaşayarak adeta fikirleri soluyarak öğrenir. Buna karşılık erkek, erkeğin statüsü ancak düşüncenin gerilimiyle ve teknik bir çabayla kazanılır." Hegel, kadın bilincini, Sivil toplum'un kadın bilincine daha çok varmış yaşamına göre oldukça ilkel olan Aile yaşamı ile bir tutar.

Son cümle de artık Simone de Beauvoir'den olsun:
"Kadınlar, kendi tasarılarını yansıtan herhangi bir erkek miti kuramamış oldukları" içindir ki "hâlâ erkeklerin rüyalarıyla rüya görürler."
(Erkek Akıl, Genevieve Lloyd, Ayrıntı,1996, İst.)

1 yorum var:

alkım dedi ki...

Harika bir yazı olmuş, elinize sağlık. Rousseau'nun Emile'ini okudum yakın zamanda. Kadınlarla ilgili "orijinal" düşüncelerini, bu kadar kendinden emin ve fütursuzca okura aktarmasına hayret ettim doğrusu.
Simone de Beauvoir'ın sözü de çok çarpıcı...