marx, sanat, özgürlük, hayat, sansür, alçakgönüllülük

23 Nisan 2015


“Doğanın tatlı çeşitliliğine, tükenmez zenginliğine hayransınız. Gülün de menekşe gibi kokmasını istemiyorsunuz, ama dünyanın en zengin şeyinin, ruhun, yalnız bir tek şekilde var olmasını istemek olur mu? Mizahçıyım ben, ama yasa ille de ciddi şeyler yazmamı istiyor. Ben cesurum; ama yasa yumuşak başlı olmamı emrediyor.

Boz, daha boz, özgürlüğün onaylanan tek rengi bu. Güneşi yansıtan her çiy tanesi sayısız renklerle ışıldar, ruhun güneşi ise sayılamayacak kadar çok bireylere ve nesnelere vurabilir; ama yalnız bir tek renk yaratmasına izin var: Resmi renk. Ruhun asıl biçimi neşedir, ışıktır, ama ortaya çıkışının tek uygun yolu, gölgeler; siyahlar giydireceksiniz ona ille de, oysa siyah çiçek hiç yoktur. Ruhun aslı her zaman doğrunun kendisidir; ya biz ne yapıyoruz onun aslını? Alçakgönüllülük. Yalnız uşaklar alçak gönüllü olur, diyor Goethe; ruhu uşaklaştırmak istiyorsunuz demek? Yoksa bu alçakgönüllülük, Schiller’in sözünü ettiği dehanın alçakgönüllülüğü mü, o zaman ilkin bütün yurttaşlarınızı ve hepsinden çok da sansürcülerinizi dahi yapın….Yazar, doğal olarak, yaşamak ve yazmak için kendine bir geçim sağlamalıdır, ama bir geçim sağlamak için yaşayıp yazmamalıdır…   Yazar işini hiçbir zaman bir araç olarak görmez. Eserleri, kendi içinde amaçtır; yazar için ve başkaları için eserler araç olmaktan o derece uzaktırlar ki, yazar onların var oluşu uğruna kendi var oluşunu feda edebilir… Basın özgürlüğünün ilk koşulu bir iş olmamasındadır. Yazarlığını maddi bir araç olarak kullanan yazar, kendi iç köleliğinin cezası olarak, dış köleliği, yani sansürü de hak etmektedir; daha doğrusu sansürün varoluşu onun cezasıdır.”


(*) Karl Marx- Friedrich Engels / Sanat ve Edebiyat Üzerine / Birikim Yayınları, 1980
Share on :

Hiç yorum yok:

 
Copyright © 2015 benhayattayken
Distributed By My Blogger Themes | Design By Herdiansyah Hamzah