akıllı insanda rutin, ihtirasın işaretidir*

28 Nisan 2015



"gündelik yaşamımızın detaylarını otomatikliğin zahmetsiz bölgesine çektiğimiz oranda, zihnimizin yüksek güçleri, kendilerine uygun çalışmaları gerçekleştirmek için serbest kalacaktır. kimse, kararsızlıktan başka hiçbir alışkanlığı olmayan insandan; yaktığı her puroyu, içtiği her kadehi, her gün uyandığı ve yatağına uzandığı saatleri ve her çalışmanın başlangıcını bir irade tartışmasını açığa vurma meselesi haline getiren kişiden daha perişan durumda değildir."

.. diyor william james ve işte ben bu perişan adamım. (ki aslında kendisi de öyleymiş.) elime bir kitap alır, "ya da film falan mı seyretsem?" diye düşünürüm, filme başlar, "belki de bi şeyler çizmeliyim," derim.. böyle böyle akşamı ederim ben a dostlar.


bir defasında 17 yaşındaki yeğeni kendisine uzatılan sigarayı geri çevirdiğinde freud ona "evladım, sigara içmek hayatın en mükemmel ve en ucuz keyiflerinden biridir ve en baştan sigara içmemeye karar veriyorsan, senin için yalnız üzülebilirim," demiş.

sartre, bir günde iki paket sigara ve siyah tütün doldurulmuş bir kaç pipo, bir litreden fazla alkol -şarap, bira, votka, viski ve benzeri- iki yüz miligram amfatamin, on beş gram aspirin, bir kaç gram uyku ilacı içiyordu, ayrıca kahve, çay ve zengin öğünlerden oluşan bir beslenme düzeni vardı. yazabilmesi için vücudunu bunlarla ayartması gerekiyordu filozofun.

thomas wolfe'unsa yazabilmesi için arada daktilosunu bırakıp penisini okşaması gerekiyormuş.

en azından sartre'a göre yaratıcılık için ödenen çok daha mütevazı bir bedel.

antonio gramsci, 8 kasım 1925 akşamı roma'da tutuklandı. yirmi yıl, dört ay, beş gün ağır hapse mahkum oldu. hapishane hücresinden annesine nisan 1928'de yazdığı mektup: "Benim sevgili anacığım, Sana Delio’nun fotoğrafını gönderiyorum. Duruşmam Mayıs’ın 28’inde. Bu sefer yolculuk yakın olsa gerek. Ama ben gene de telgraf çekip sana bildirmeğe çalışırım. Sağlığım oldukça iyi. Duruşmamın yaklaşması düzeltti durumumu, hiç olmazsa bu tekdüze hayattan kurtulmuş olurum. Bana verecekleri cezaya bakıp ürkmeğe, endişelenmeğe kalkma sakın. On dört yıldan on yedi yıla kadar olacak sanıyorum, ama daha ağır bir şey de olabilir bu ceza: Çünkü aleyhimde hiçbir delil yok… Ben, şu bildiğin oğlun, delil bırakmadan ne yapmış olabilirim ki? İçin rahat etsin.
Seni kucaklıyorum…"

bu gün şunları yedim listesi: sabah kahve (kremalı, şekersiz. şekersiz içmeyi sevdiğimden değil, evde şeker kalmadığından.) sütlü açma ve yanında poğaça ve bir bardak çay. bir paket ülker yulaflı bisküvi ve yanında kahve. (krema+bir tatlı kaşığı şeker.) elma.. öğlenleyin kahvaltı yaptı bu deli gönül: bi kaç dilim zengin tahıllı ekmek, süzme peynir, iki haşlanmış yumurta, yeşil soğan ve yeşil biber, siyah zeytin (6-7 adet), ayva reçeli. bi kahve daha. tavuklu patatesli bi yemek yanında salata, turşu. akşam 4 bardak şekersiz çay. şimdi bunlara yazarken, saat 23:25, bi kahve daha yapıp bi kaç bisküvi daha mı götürsem diye düşünüyorum.

"...
Lazio’nun tepelerini
büyük bir yarı çember gibi

perdeleyen açık sarı damların üstündeki
köpüklü gökyüzü... Yazgılarımız gibi
sevgisiz bir ölüm indiriyor,
güz mavisi eski duvarların üstüne.
..."
(pasolini,  "gramsci'nin külleri")

"dalkavuklukta son derece tehlikeli bir yan yoktur sadece", diyor hz. kant, 'güzel ve yüce olanın duygusu üzerine gözlemler'de, "aynı zamanda onun haksızlığını gösteren belirli bir çirkinlik ve çelişki de vardır. bir hayvan, kendi kendinin bilincinde olmadığı için henüz tam bir varlık değildir ... kendi varoluşu hakkında hiçbir şey bilmez. Ancak, insanın bir ruha gereksinim duymaması, bir istenci olmaması gerektiğini; adeta kollarının ve bacaklarının bir başka ruh tarafından kullanıldığını düşünmek saçma ve yanlıştır. böyle bir insan, bir başkasının adeta aracı derekesindedir ... başkasına tabi olan insan, insan değildir artık, bu mertebesini yitirmiştir, bir başkasının mülkünden başka bir şey değildir. "

kant insan karakterinin özünün, bir takım düsturlar bir kere belirlendikten sonra hayatta uyulması gereken temel kurallar  olduğunu düşünüyordu. rutinin yaratıcılık için kaçınılmaz bir şart olduğuna inanıyordu.

"kant’ın yaşamının tarihini anlatmak güçtür," diyor heinrich heine, "çünkü ortada ne bir hayat ne de bir tarih vardır. almanya’nın kuzeydoğu sınırında kurulu eski bir şehir olan königsberg’in çok ayak altı olmayan bir bölgesinde, çok sessiz, mekanik biçimde düzenlenmiş, neredeyse soyut bir bekar hayatı yaşadı. oradaki katedralin koca saati bile, görevini hemşerisi immanuel kant’tan daha az tutkuyla ya da daha düzenle tamamlamamıştır. kalkmak, kahve içmek, yazmak, ders vermek, yemek yemek, yürüyüşe çıkmak... her şeyin belirli bir saati vardı; kant gri paltosunu giymiş, eline ispanyol bastonunu almış halde kapısının önüne çıktığında, komşuları saatin tam olarak üç buçuk olduğunu biliyordu."

bu gün neler okudum listesi: alasdair maclntyre'ın "etik'in kısa tarihi"nden "kerkegaard'dan nietzche'ye" bölümü; "günlük ritüeller." (bitmek üzere maalesef.); raymond carver'in "fil"inden (can y.) "samimiyet" diye süper bi öykü , salâh birsel'den ("paf ve puf") bi kaç deneme .(çok seviyorum kendisini.)  a. sait aykut'un 'ölüm: aşk ve inanç renginde' adlı makalesi. tardi'nin "tolbiak köprüsünde hava puslu" adlı çizgi romanı. (versus.)

bir sofra isterim kimse sermedik
bir yayla isterim kimse konmadık
bir güzel isterim yad el değmedik
ellenmiş de bellenmiş nedeyim

aladır gözlerin siyahtır kaşın
aradım cihanı bulunmaz eşin
yaylanır karından beyazdır döşün
uzanıp üstüne ölesim geldi (karacaoğlan)

her insanın hayatı, diyor hermann hesse, demian'da, "o insanı kendine götüren bir yoldur; yol bir arayıştır, bir patika izidir. hiç bir insan hiçbir zaman büsbütün kendisi olamamıştır; yine de herkes bu uğurda çabalar, kimisi dambur dumbur, kimisi ışıl ışıl, herkes nasıl bilip yaparsa."

gerçekten, ben tanrı olsaydım, işlerin daha ilginç bi hâle gelmesi için mutlaka ölümü de yaratırdım.

ölümün tek iyiliği bir daha olmayacak olmasıdır. (nietzche)

hor görmeğiz toprağı, gördünüz kimler yatur,
hem bunca evliya, yüzbin peygamber yatur,
cennetde buğday yiyen, gaflet gömleğin giyen,
ka'be'ye bünyad ören âdem peygamber yatur. (âşık yunus.)

platon 80, aristoteles 62, ibn-i sina 57 descartes 54, spinoza 45, kant 80, hegel 61, nietzsche 55, heidegger 87 yaşında ölmüş. felsefenin süper starları içinde spinoza'dan daha genç ölen bi filozof var mıdır acaba?

* w. h. auden
**william james, heine, sartre ve freud alıntılarını  mason currey'in "günlük ritüller" kitabından (kolektif kitap y.),  herman hesse alıntısını 'etik'in kısa tarihi'nden. yunus'tan yapılan alıntıyı a. sait aykut'un 'ölüm: aşk ve inanç renginde' adlı makalesinden yaptım.
***fotoğraf:  izis bidermanass, paris, 1949
****gramsci'nin külleri'ni rekin teksoy çevirmiş, nisan y.
Share on :

Hiç yorum yok:

 
Copyright © 2015 benhayattayken
Distributed By My Blogger Themes | Design By Herdiansyah Hamzah