balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı

21 Eylül 2015


“kitaplar her zaman sinemadan daha etkilidir; çünkü okuyucuya bir şey göstermez, hikayeyi kendi hayal gücüyle şekillendirmesine izin verir.  sinemada da bunu yapmak mümkün aslında. sinema da, o anki kare, ille de gösterdiği şeyi anlatmak zorunda değildir. bazı yönetmenler bundan bihaber.  ne anlatıyorlarsa onu gösteriyorlar, ne gösteriyorlarsa onu demek istiyorlar. sanat bu değil!” diyor haneke.

sabah dış kapının gözetleme deliğinin merceğinin yerinde olmadığını farkettim. kendiliğinden düşmüş olabilir mi? çalınmış olabilir mi? bi insan niye böyle bi şeyi çalsın? bi insan neden böyle bi şey için riske girsin?

sokrates: "yoğun hayatın yavanlığından sakın.”

"Felsefe, aklımızın dil aracılığıyla büyülenmesine karşı yapılan bir savaştır.” (wittgensteinım, sen de az büyücü diilsin fakat hayatım.)

- “atta karın, yiğitte burun.”
- “iyi koşan atın karnı, yiğit erkeğin burnu büyük olur.”
atalar boşuna konuşmaz.

akıllı avcı aptalı oynar," bu da bir jamaika atasözü.

ne güzel demiş yunus emre bu günün resmi plakalı eşkiyalarına:
"gitdi beyler mürveti binmişler atı
 yedüği yoksul eti içdüği kan olısar."

çok güzel bi kadın, puslu bir camın ardında duş almaktadır. neden sonra sürpriz bi şekilde duşa dahil olan james bond, kadını arkasından kucaklar ve kulağına, "baretta'n olmadan daha güzelsin," diye fısıldar. kadın çenesini kaldırır, gözlerini yumar ve şöyle karşılık verir: "ama o olmadan kendimi çıplak hissediyorum."

carver’ın şöyle bi şiiri var:

acı
bu sabah erkenden kalktım ve yatağımdan bakınca,
taaa uzakta, boğazın çırpıntılı sularında
ilerleyen bir tekne gördüm,
durmadan ilerleyen tek bir ışık. 
perugia'da dağlara çıkıp 
ölen karısının adın haykıran arkadaşımı hatırladım. 
o öldükten çok sonra bile
basit yemek masasına 
karısı için de bir tabak koyan.
ve karısı temiz hava alabilsin diye
pencereleri açan.
bütün bu gösterişi 
utanç verici bulurdum ben
öbür arkadaşları da öyle.
bunu hiç anlayamamıştım,
bu sabaha kadar…

2015 harvard ig nobel’i ödülleri dağıtıldı. matematik ödülünü 1697-1727 yılları arasında mutlu bir hayat sürdüğünü kesin bir bilgi olarak kayıtlara geçmiş faslı  muley ismail’in nasıl 888 çocuk sahibi oduğunu belirleyen formül almış. ekonomi ödülünü, rüşvet almayı reddeden güvenlik görevlilerine ikramiye verilmesini öneren bagkok emniyet müdürlüğü layık görülmüş.  arı sokmalarında en çok peniste acı uyanıyor tespitiyle harvard ig nobel'ine hak kazanan georgia tech üniversitesi çalışanlarının başarısını da zikretmeden geçmeyelim.

"rast gelmek"teki "rast" aslında "sağ taraf" demekmiş: doğru ve hayırlı taraftan gelmiş olmak yani.

yannis ritsos özdemir ince’yle yaptığı bir söyleşide şöyle diyor: “nâzım'dan çevirdiğim şiirler altı-yedi baskı yaptı. prag karşılaşmamızı hiç unutmam onunla. radyoda karşılıklı bir konuşma yapmamızı söylediler. O, ‘ilkin ritsos'a sorun soruyu,' dedi, ‘hem yaşı benden küçük, hem de şiiri benden büyük.' onun bu alçakgönüllü davranışı büyüledi beni, hayranlığım daha da arttı. o sırada ününün doruklarındaydı, bense onun kadar tanınmış bir ozan değildim. hayatım da rastladığım en yüce gönüllü, alçakgönüllü, kıskançlık nedir bilmeyen biriydi. başka ozanlara karşı hiç kıskanç değildi. beğeniyorsa, seviyorsa hiç sakınmazdı bu duygularını belli etmekten. el değmemiş, çocuksu bir yanı vardı. çağımızın en büyük ozanlarından biriydi.”

kim yazmış bilmiyorum ama ben not almışım: “balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı...” (küçük iskender olabilir.)

deli olarak doğarız. sonra ahlak ediniriz; durgunlaşıp aptallaşır ve mutsuz oluruz. sonra da ölürüz.”
(lawrence durrell)

kaygusuz abdal’ın tanrı’ya müthiş ayarı:

kıldan köprü yaratmışsın gelsin kulum geçsin deyu
hel biz şöyle duralım yiğit isen geç a tanrı.

-başo şöyle demiş bi haiku’sunda:
yapabilseydim
düşen kiraz çiçeği gibi
söylerdim şiirimi

herneyse. lafı uzatmanın bir manası yok.
Share on :

Hiç yorum yok:

 
Copyright © 2015 benhayattayken
Distributed By My Blogger Themes | Design By Herdiansyah Hamzah