doğan kardeş*

01 Eylül 2015

Doğan Apartmanı, Doğan Sigorta, Doğan Sağlık, Doğan Kardeş Dergisi... Bu 'Doğan'lardan birini ya da birkaçını siz de bilirsiniz. Bir çocuk dergisi, bir bina ve iki şirket. Doğan Kardeş Dergisi, Cemal Nadir'in çıkardığı "Kardeş" adlı çocuk dergisinden sonra, bu memlekette çıkmış doğru düzgün ikinci ve belki de sonuncu çocuk dergisinin adı. Çocukluğu 1940'lara, 5O'lere hatta 70'lere denk düşenleri hala gülümseten bu dergi çoktan tarih oldu. Keza ülkeye ilk özel sağlık sigortası hizmetini getiren Doğan Sağlık da öyle. Doğan Sigorta belki tabela olarak yaşıyordur, ama Doğan Apartmanı bugün Kuledibi'nde Lüleci Hendek Sokağı'nda bütün haşmetiyle yerli yerinde.

Bu "müesseselere" adını veren ''Doğan" bir trajedi kahramanı, bahtsız bir çocuk... Bankacıların "duayeni" Kazım Taş­kent, bundan 60 küsur yıl önce, sekiz buçuk yaşındaki oğlu Doğan'ı, eğitim ve terbiye sistemini yakından bildiği ve tercih ettiği Almanya'ya götürmüş, bir okula yazdırmıştı. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın geliyorum demesi üzerine Doğan Almanya'dan Isviçre'ye alındı. Alpler'in doruklarındaki Flims kentinde, "lnstitut Brinner'' adında ciddi bir okuldu bu.

Yerel bir bayram oluyor o sıralar, 1939 Nisan'ı. Uzak memleketlerden gelme çocuklar hariç, çoğunluk evci çıkıyor. Okul idaresi de tatilden istifade binada tamir işlerine girişiyor. Kalan az sayıdaki öğrenci de hemen üç kilometre ötede, "Kinderhelm Gessler" diye başka bir okula yerleştiriliyor geçici olarak. Burası hiçbir köye, hiçbir kasabaya komşu olmayan garip bir "tatil okulu". Dört-beş gün burada kalacaklar. Doğan'ın Dario adında İtalyan bir arkadaşı var, kafa dengi, hiç ayrılmıyorlar. Bu okulun, haliyle, bir de müdürü var, müdürün karısı ve birkaç aylık bebekleri. Mevcut 20 kişi, her gün tan vakti uyanıp uzun kır yürüyüşleri yapıyorlar, müzik, spor, resim, oyun ve biraz da ders.

O gün 10 Nisan Pazartesi, yine hep birlikte açık havada gezmişler. Müdür bey kafileye atıyla rehberlik ediyor. Güle oynaya şarkılar söylemişler, çimenlerde yuvarlanmışlar, sonra acıkmışlar. Dönüş yolunda, eteklerinden geçtikleri bir dağ, derinden derine gürlemiş. Ama müdür beyin atından başka bunu duyan olmamış. Çok usta bir binici olan müdür bey "parlayan" atının yelesine yapışmış da, ne olduğunu anlamadan mutlak bir ölümden kurtulmuş. Sonradan beş bin metreküp olduğu hesaplanan bir "taş çığı" 19 küçük insanın üstüne göçmüş. İlk­ baharla buzlar erimeye başlıyor, sular kayaların arasına sızıyor, gece don oluyor, kayalan çatlatıyor.

Zaten orada yüz yılda bir böyle göçükler olurmuş. Doğan kardeşçik de buna denk gelenlerden. On beşinin cesedi kayaların altından çıkarılmış, dördü ise bulunamamış, kelimenin tam manasıyla yok olmuşlar. Bunlardan ikisi Dario ve Doğan. Ayşe ve Kazım Taşkent çocuklarının bari boş da olsa bir mezarı olsun diye oralarda oyalanırlarken, Schwerzman adında bir heykeltıraş çıkagelmiş. O günler bütün Avrupa'yı yasa boğan bu doğa afetini basından öğrenen adam onlara bir heykel hediye etmiş. Bu 10-15 yaşlarında çıplak bir çocuk heykeli, bire bir boyutta, kollarını göğe kaldırmış, isyan mı ediyor, yoksa yakarı­ yor mu belirsiz, bir ağıt-anıt.

Meğer Birinci Dünya Savaşı sırasında Çin'de görev yapan İsviçreli misyoner bir karı-koca da Taşkent ailesinin akıbetine uğramış. Orada kaybettikleri çocuklarının anısına bu heykeli sipariş etmişler, parasını da ödemişler. Ama aradan yıllar geçtiği halde gelip almamışlar. Şimdi, Çin'de ölmüş bir İsviçreli çocuk için düşünülen bu heykel, Alpler'in eteklerinde arkadaşlarıyla birlikte can veren Doğan kardeşin anısını yaşatıyor.

Taşkentler'in iki çocuğu vardı. Doğan'ın ölümünden sonra altı yaş küçüğü Karaca ailenin tek tesellisi oldu. Halen babası­nın Ayaspaşa'da yaptırdığı evde yaşayan Karaca Taşkent abisinin kaybının kendi yaşamını nasıl etkilediğini şöyle anlattı:

"Annem abimin ölümünden sonra hiçbir zaman tam olarak kendine gelemedi. Ruhi bir bunalım içine girdi. Hayatının sonuna kadar da bir daha sağlıklı bir insan olarak yaşamadı. Doğrusu ben Doğan'ın ölümünü ilk anda pek idrak edememiş­tim. Çok küçüktüm, dört-beş yaşındaydım. Zaten doğru dürüst hatırlamıyorum bile. Annemin ruhi bir bunalım içine girmesi hepimizi etkiledi. Annem, tabii çok üstüme düşmeye başladı. Babam benden çok şey bekledi, iki çocuğu varken tek ben kaldım. Beklentileri birdenbire arttı. Benim üzerime konsantre oldular. Zordu. 13 yaşındayken, 1948'de beni de İsviçre'ye gönderdiler. Annem hiç istemiyordu, ama babam, bilhassa eğiti­mim için faydalı olacağına inandı. İnandığı için beni götürdü, ben de tabii bunun çok büyük faydasını gördüm. Sonunda matematikçi ve fizikçi oldum. Öğrencilik yıllarımda Doğan'ın uğ­radığı kazadan son anda kurtulan iki kişiyle tanıştım, ikisiyle de çok iyi arkadaş oldum. Bunlardan birini birkaç gün önce bu evde ağırladım. Öbürü ise halen İsviçre'deki işlerimi takip eden avukatımdır. Bugün büyük oğlum, Doğan adını taşıyor."

Kazım Taşkent o sıralar Yapı ve Kredi Bankası'nı yeni kurmuştu. Peş peşe başlattığı girişimler sırasında aklından çıkara­madığı oğlunun adını inandığı işlere veriyordu. Sırf banka personeli için Kuledibi'nde, Istanbul'un ilk apartınanlarından birini satın aldı, adını Doğan Apartınanı koydu. Sonra Doğan Kardeş adlı çocuk dergisini çıkarmaya başladı.  23 Nisan 1945 Çocuk Bayramı'na denk düşürülen derginin ilk sayısında kapakta Doğan Taşkent'in resmi vardı. Günümüzde olduğu gibi o sıra­larda da ortalığı kasıp kavuran şiddet içerikli, seviyesiz çocuk neşriyatına bir alternatif olarak, Vedat Nedim Tör'ün, sonradan Şevket Rada'nın yönetiminde çıkan dergi günümüzün birçok ünlüsüne okul olmuştu. İlk yıllarda derginin kapağını resimleyen Cemal Nadir'in öğrencisi Selma Emiroğlu, Yalçın Emiroğlu, Altan Erbulak, Mıstık, Ferruh Doğan, Güngör Kabakçıoğlu, İb­rahim Ersaraç ilk çizgilerini bu dergilerde yayımladılar. Talat Sait Halman ilk şiirlerini, Müjdat Gezen, Sevin Okyay ilk yazı­larını Doğan Kardeş'e yazdılar.

Küçük büyük herkes Doğan Kardeş'i çok sevdi. Mesela Yusuf Ziya Ortaç Akbaba'da coşkuyla şunları yazmıştı: “Elimde, küçük, sevimli, insana yalnız okumak değil, öpmek, okşamak arzusu veren bir dergi var: Doğan Kardeş. Temeli 23 Nisan'da atılmış. Doğan Kardeş, maskeli, tabancalı haydut romanlarıyla körpe hayalleri avlama peşinde koşmayan, sahici bir çocuk dergisi. Doğan Kardeş yalnız bir dergi adı da değildir. O bir yayınevinin adıdır. Kitaba kitap haysiyetini, içi ve dışıyla o verdi. Bu kadar da değil. Bizde mutlu günlerde kitap hediye etmeyi de yavaş yavaş gelenekleştiren DoğanKardeş'tir. Önümde boy boy, renk renk yığılan kitap dağına bakıyorum, göğsüm sevinçle
kabarıyor. Göğsüm sevinçle... Ama, gözlerim yaşla! Yıllar önce İsviçre'de bir dağ çökmüştü. Şimdi, Türkiye'de kitaplardan bir dağ yükseliyor. Bu yükselen dağa adını veren Doğan, o dağın altında kalan Doğan kardeştir. Çocuklar size yağan nur, onun da dağdan kabrine yağsın!"

Doğan Kardeş, Yusuf Ziya'nın da dediği gibi yalnız bir derginin adı değildi. Bu aynı zamanda bir yayıneviydi. Kuruluşundan bir yıl sonra ilk kitabını çıkarmıştı: Tolstoy'dan 17 Hikaye'yi, eğitici ve öğretici yanı ağır basan başka hikayeler, romanlar, ansiklopediler izledi. Doğan Kardeş aslında sadece bir yayınevi de değildi; çocuklar arası resim, şiir, kompozisyon, satranç, spor yarışmalan düzenleyen, konserler veren, sergiler düzenleyen, "çocuk romanı" yazmayı, "çocuk sineması" çekmeyi özendiren yarışmalar açan bir kültür ve sanat kulübüydü. Mesela 1946'da, İdil Biret, Suna Kan, Verda Erman ve Ayşegül Sarıca ilk konserlerini Doğan Kardeş aracılığıyla vermişlerdi.

Taşkentler, Doğan ile Karaca'yı nasıl görmek istiyorsa öyle yetiştirmeye çalışmış bir aile. Bu, "okuyan, eleştiren, araştıran, bilimsel düşünen, laik, yurtsever, herhangi bir hobi sahibi, sağ­lıklı, sportmen, kibar, kararlı, biraz sert tabiatlı, ne istediğini bilen Avrupai bir çocuk" tipiydi. Doğan yitirildikten sonra bu amaç Türkiye'nin bütün çocuklarına yöneltildi, memleketin bütün çocuklarını eğitmeye gönüllü oldular, acıları ancak böyle teselli bulabiliyordu.

Ayşe Taşkent, 23 Nisan 1959 tarihli Doğan Kardeş'te, oğlu­nun 20. ölüm yıldönümü, dergininse 15. doğum günü münasebetiyle bir mektup yazmıştı; "Doğan Kardeş'in annesinden" başlıklı yazısında çocuklara şöyle sesleniyordu:


"Bundan tam 20 yıl önce, bir tabiat olayı sonunda vatanımız bir evladını, anası ve babası da çok sevgili yavrularını kaybettiler. Onun adını bazılarınız, bu felaketi bilerek; fakat pek çoğunuz da hiç bilmeden her zaman anıyorsunuz. Bu kardeşiniz, Doğan Kardeş'tir. 14 yıldan beri sizin için iyi bir arkadaş olmaya çalışan bu dergiye adını veren Doğan, bugün yaşasaydı, sizin büyük abiniz olacaktı. Doğan'ın yerini doldurmaya çalı­şan bu dergiyi okuyan çocuklar, onun aziz vatanımıza karşı yapamadığı hizmetleri siz üzerinize alınız. Her biriniz daha fazla çalışarak memleketimize, rnilletimize onun hesabına da faydalı olmaya gayret ediniz. Onun çalışma payını siz yükleniniz ki, vatanımız onun hizmetlerinden mahrum kalmasın, onu kaybeden anası ve babası da siz evlatlarıyla övünsünler, Doğan Kardeş'in sevgili okuyucuları aziz çocuklar." 

Ayşe Taşkent'in bu içli yazısından sonra yurdun her köşesinden kaleme sarılan çocuklar "Doğan'ın vatanına karşı yapamadığı hizmetleri" yapacaklarına ant içen mektuplar yağdır­ maya başlamıştı. Özellikle Nizip'ten gelen, bir ilkokul öğrenci­ sinin yazdığı mektup, Ayşe Taşkent'i çok duygulandırmıştı. Nizipli Rıza Kemal, "Sayın Ayşe anne" başlıklı mektubunda kadıncağızı şöyle teselli etmeye çalışıyordu:

"Doğan Kardeş'te kaybettiğiniz yavrunuz için yazdığınız bir yazınızı okudum. Çok üzüldüm. Anneme okudum, resmini gösterdim, o da çok üzüldü ve beraberce ağladık. Yaklaşan 23 Nisan Bayramı için annem bana elbise hazırlıyordu. Kim bilir sizin gibi kaç anne yaklaşan bayramın acısını çekiyor? Üzülmeyin Ayşe anne, bizler de sizin yavrunuz sayılırız. Ben de 10 yaşındayım. Tavsiyenize uyarak çok çalışacağım. Sizler gibi iyi annelere iyi evlatlar olacağım. Ellerinizden öperim."

Ayşe Taşkent bu içli mektuba karşılık olarak ikinci kez kaleme sarıldı ve Nizipli çocuğun şahsında tüm çocuklara şöyle teşekkür etti:

"Aziz çocuklar, 15. senesine ulaşan derginizin Nisan sayı­ sında çıkan yazıma memleketin dört bir tarafından cevaplar geldi. Bu yazılar, sizin derginizi, ona adını veren Doğan kardeşinizi ve hele mukaddes vatanımızı ne derece çok sevdiğinizi bana gösterdi. Bu derin sevgi, bu vatanın bir ferdi ve bir anası olarak bana sevinç gözyaşları döktürdü. Bugün öğütlerimin tutulacağına, sizlerin aziz vatanımız için Doğan kardeşiniz hesabına da çalışacağınıza inanmış bulunuyorum. Şimdi sevgili vatanımızı bizlerden kıymetli evlatlara teslim edeceğimize inanmış olmanın huzuru içindeyim. Ufak derginizde çok yer olmadığı için bana gelen yazılardan yalnız biri basılabildi. Memleketimizin uzak bir köşesinde Cumhuriyet İlkokulu'nda okuyan bu Cumhuriyet Türkiyesi çocuğunun his dolu yazısı bütün çocukların duygularının ifadesidir. Nizipli küçük Rıza Kemal'e anne kalbimle teşekkür ederken, onunla ve hepinizle övündüğümü bildiririm sevgili çocuklarım."

Aralıksız 33 yıl çıkan Doğan Kardeş 19 Haziran 1978'de yayın hayatına maalesef son verdi. 1988'de yeniden canlandırılmaya çalışıldıysa da, bunca yıldan sonra Doğan Kardeş eski arkadaşlarını bıraktığı yerde bulamadı. "Okuyan, eleştiren, araştıran, bilimsel düşünen, laik, yurtsever, herhangi bir hobi sahibi, sağlıklı, sportmen, kibar, kararlı, biraz sert tabiatlı ve ne istediğini bilen Avrupai bir çocuk" tipi de artık moda olmadığın­ dan, bir devir, bir dağ çığı gibi anılan altına saklayıp tarih oldu.


*ümit bayazoğlu'nun  "uzun, ince yolcular" diye şahane bi kitabı var; bu metni o kitaptan aldım.  prenses fazıla, tarzan toma, zennube, ahmet ve nermin farukî, zati sungur, ayşe nana gibi son derece enteresan hayatlar yaşamış 37 memleket insanının portresinin yer aldığı (ve lezzetli bir diller anlatıldığı) bu kitap, yapı kredi yayınları tarafından yayınlandı.

doğan kardeş'in 31 ekim 1966 tarihli sayısını .cbr uzantılı olarak şuradan indirebilirsiniz.


Share on :

Hiç yorum yok:

 
Copyright © 2015 benhayattayken
Distributed By My Blogger Themes | Design By Herdiansyah Hamzah