goethe diyor ki*

29 Kasım 2015


Seçkin veya basit olmak fark etmez: her hâlükârda, insana dair olanla baş etmek durumundasınız.

Geçici şeylere çok pay veren ve dünyevi gereksizliklerin seyrinde kendilerini kaybedenlere acıyorum. Bunun için buradayız ya, faniyi ebedileştirmek için. Bu da ancak her ikisinin de kıymeti bilindiğinde mümkündür.

İnsan dünyanın en seçkini olmazdı, dünya için fazla seçkin olmasaydı.

Hayat ne kadar genel de görünse, basit olan, günlük olanla ne kadar da tatmin oluyor görünse de, gizlice belirli yüksek istekleri sürdürmeye devam ediyor ve bunları tatmin etmek için gerekli araçları gözetir.

Açıklamakta ne doğanın ne de özgürlüğün bir yasasını henüz bulamadığımız, tesadüfi şekilde gerçek olana biz alelade diyoruz.

Doğal olarak naif olan gerçekle kardeştir. Ahlaki bağlantısı olmayan gerçeğe biz alelade diyoruz.

Alelade olana sövmek gerekmez, çünkü o ebediyen aynı kalacaktır.

Hepimizin kendimizi iyi kötü beğeniyor olmamıza şaşırmamak gerekir, çünkü böylece rahata eriyoruz, bu durum insana sanki kendinden olanlarla çevrelenmiş- çesine huzurlu bir his verir.

Hayatta en hayret verici şey başkalarının bizi yönetecek olmasına olan güvenimizdir. Buna sahip değilsek kendi yolumuzdan düşe kalka ilerleriz, sahipsek de zaten biz daha akla karayı ayırt edene kadar, kötü yola düşürülmüş oluruz.

İnsanın yanılgıları aslında onu sevecen kılar.

Ahmak olana zor geldiğinde, akıllıya hayat kolay gelir ve sıklıkla ahmak olana kolay geldiğinde de akıllıya zor gelir.

Dünyayı istediğimiz kadar tanıyalım, her zaman bir karanlık bir de aydınlık tarafı olacaktır.

Durumumuzun sorumluluğunu hemen ya tanrıya ya da şeytana mal ederiz, her hâlükârda şunu göz ardı ederiz ki, her iki tarafın da bizde mevcut olmasından ötürü çözümü de içimizdedir. Renklerde de durum aynıdır: onları bir ışıkta, bir dışarıda, evrende ararız ve onu asıl evi olan yerde bulamayız.

En yüksek tutarlılıktan daha tutarsız bir şey yoktur, çünkü sonunda devrilen yapay fenomenler meydana getirir.

Nahoş yaşam şartları kimseye nasip olmasın. Ancak tesadüfen içine düşen için, karakteri ve insanı insan yapan en önemli özellikleri belirleyen mihenk taşıdır.

Çaba ve sabır ile asilleştirilemeyen hiçbir durum yoktur.

Herkese, inandığını yapacak kadar kuvvet her zaman kalır.

Aklın veya tesadüfün tekrar rayına oturtamayacağı hiçbir akılsızlık yoktur; akılsızlığın ve tesadüfün de saptıramayacağı akıllılık.

Akıllı yönetmez ama akıl yönetir; izanlı değil izan yönetir.

İnsandan geriye insanı insan yapanın tam zıttının kalıyor olması çok tuhaftır: yani aklın bu dünyada yetinmiş olduğu ve yine de fikrî etkilerin söz ve icraat olarak açığa çıkarttığı kabuk ve iskelet.

Hayat yollarının sırları açıklanmaz, açıklanmamak; her yolcunun takılması gereken ivme taşları vardır. Şair ise bu noktaya işaret eder.

Eğer tanrı insanların gerçeğin içinde yaşamalarını ve hareket etmelerini isteseydi, düzenini farklı şekilde kurardı.

Kendime ve dış dünyaya olan ilişkimin farkındalığını gerçek olarak adlandırıyorum. Böylece herkes kendi gerçeğine sahip olabilir ve yine de hep aynı gerçektir.

İnsan bütün gerçek dünyevi ihtiyaçlar açısından yeterince donanımlıdır, eğer duyularına güvenir ve onları güvenilir kalacakları kadar eğitirse.

Yetersiz olan yeterli olana sanıldığından daha çok direnmektedir.

İnsan fizikselliği ve ahlakı hakkında düşündüğünde, genelde kendini hasta bulur.

Hayatının sonunu başıyla bağdaştırabilen insan en mutlu olandır.

Yetmiş yaşına gelmek için verilen çabaya değmezdi, eğer dünyanın tüm bilgeliği Tanrı nazarında ahmaklık olsaydı.

Tarihsel olarak bakıldığında, iyiliklerimiz puslu görünür ve hatalarımız affedilir olur.

İnsan kendisinden talep edilen her şeyi yerine getirmek zorunda kalırsa, kendini olduğundan çok bir şey sanması gerekir.

İş abese doğru gitmiyorsa, insan seve seve katlanır.

Hayatın akışı içinde, yolumuzda eminlikle ilerlerken, birden bir yanılgıya düştüğümüzü fark ederiz. Eşyalar, kişiler ve onlara olan ilişkilerimizin zannı içerisinde olduğumuzu sanmışız ve ayılınca hepsinin kayboluverdiğini fark etmişizdir. Yine de bundan kopamayız, akıl erdiremediğimiz bir güç bizi sıkı tutar. Bazen ancak tamamen ayarız ve bir yanılgının da insanı, bir gerçek kadar harekete itebileceğini idrak ederiz. Fiiliyatın her yerde belirleyici geldiğinden, fiili bir hatadan harika bir şey ortaya çıkabilir çünkü yapılanın etkisi sonsuza ulaşabilir. Bu nedenle yaratmak daima en güzelidir, ancak yok etmenin de mutlu sonuçları olabiliyor.

Büyük yetenekler enderdir ve kendilerinin farkına varmaları daha da enderdir. Ancak güçlü bilinçsiz hareket ve düşüncenin, aşırı derece sevindirici ve üzücü sonuçları vardır ve böyle çatışmalar içinde anlamlı bir ömür yitip gider.

Çalışkan olmak isteyen ve olmak zorunda olan, sadece anın en iyisini düşünmelidir ve böylece zamana yaymadan yaşayabilir. Bu kadınların avantajıdır, eğer bu avantajın farkında olurlarsa.

Her gün yeni bezginlik getiren hal, doğru hal değildir.

Hayatını nankör bir iş ile geçirdiğini fark eden, sonunda ondan nefret eder fakat ondan yine de kurtulamaz.

Bana kimlerle arkadaşlık ettiğini söyle, ben de sana kim olduğunu söyleyeyim. Neyle uğraştığını bilirsem, senden ne olabileceğini de bilirim.

Doğanınkinde olduğu gibi insan eserlerinde de niyetler pekâlâ dikkate değerdir.

Uydurduğumuz, niyet ettiklerimiz dünyayı çürütecek kadar arı ve güzel olmalıdır. Biz de böylece yoldan çıkanı düzeltmenin, yıkılmışı yeniden inşa etme avantajına haiz oluruz.

İnsanlar kendileri ve başkaları yüzünden delirir çünkü araçları hedef olarak kullanırlar, böylece onca işten dolayı hiçbir şey olmaz veya belki en kötüsü olur.

Mutlak iş, ne türden olursa olsun sonunda iflasa sürükler.

Faal insan için en önemlisi doğru olanı yapmaktır, doğru olan vuku bulup bulmayacağı onu ilgilendirmemek.

Kalfayı yapan, iştir.

Aynı anda öylesine çok kabiliyet ve mükemmeliyet var ki dünyada, ancak birbirlerine teğet geçiyorlar.

Kendi için çalışmayan herkes acı çeker. Onlarla birlikte tadına varmak için başkaları için çalışıyoruz.

Kendi otoriteni sağlamlaştırmaya çalış. O ustalığın olduğu her yerde mevcuttur.

Kendini nasıl tanıyabilirsin? Seyrederek asla, ancak çalışarak. Sorumluluğunu yerine getirmeye çalış ki, hemen kendinde sahip olduklarını göresin.

Ancak sorumluluğun nedir? Günün senden beklentisidir.

Sorumluluk: nerde seviyorsan, kendine emrettiğindir.

Yerine getirilmiş sorumluluk yine de suç gibi hissedilir, çünkü kendine göre asla yeterince yapmış olmazsın.

Ahlaki olmayı bırakmak zorunda kaldığım noktada, artık bir güce sahip değilimdir.

Keyifle işe yaklaşan ve yapılan işe sevinen, mutludur.

İş için yetenek gerekir, iyilik için sermaye.

Öngören, günün efendisidir.

“Günden daha değerli bir şey yoktur.”

Bize anın değerini fark ettirmeyen, şuursuzluktur.

Ana layık olmak zordur: umursamazlık can sıkıntısı yaratır, iyi olanı taşımak gerekir ve kötü olan yük olur.

An bir nevi seyirci gibidir: bir şey yapıyormuş gibi onu kandırmak gerekir. O zaman bize yol verir ve gizliden torunlarının şaşıracağı şeyleri yapmamıza izin verir.

Günlük olanı lanetliyorum, çünkü her zaman abestir. Ondan sadece gayretle kazandığımız yanımıza kâr kalır.

Günün kendi berbattır. Işığa dokunmadan aydınlık elde edemezsiniz.

Gün, yanılgı ve hatanındır, zaman sırası başarı ve muvaffakiyetindir.

Geleceğe bu denli severek bakmamızın nedeni, onda ileri geri hareket eden muğlak olanı, sessiz dileklerle kendi aleyhimize yönlendirmek istememizden kaynaklanır.

Ezelden beri az ve çok önemli insanların hayat hikâyeleriyle uğraştığım sürece şu düşünce oluştu bende: Dünya dokusunda kimileri bir parça kâğıt gibidir, diğerleri ise zarf gibi. îlki dokunun genişliğini belirler, İkincisi belki bir ek malzemeyle onun sağlamlığını belirler. Makas ise uzunluğunu belirleyen kader tanrıçasıdır ve geriye kalan her şey ona itaat etmek durumundadır. Benzetmeyi daha fazla devam ettirmek istemiyoruz.

Dünyevi konularda sadece araçlar ve kullanımları dikkate alınmalıdır.

Sadece akıllıca iş yapan, gücünün farkında ve bunu da ölçülü ve mantıklı kullanan insanlar dünya oluşumunda bir yerlere ulaşacaklardır.

Hayatın bir rüya olduğu doğru değildir; sadece... ahmakça uyuyan, çok beter biçimde yaralanmış olan kimseye, bu böyle gelir.

Bütün hayat istemek ve başaramamak, başarmak ve istememekten ibarettir.

İstemek ve başarmak üzerine konuşulması lüzumsuz veya bıktırıcıdır.

Uğraşıp didindiğimiz her şey boşa yorulmaktır. Ne mutlu yorulmayana!

İnsanlardan sorumluluklarını yerine getirmelerini istiyor ve onlara hak tanımıyorsanız, onlara iyi para ödemeniz gerekir.

İyi ve doğru olanı gerçekleştirmek için tamamıyla ölçülü hareket çok enderdir. Genelde geciktirmeye çalışan ukalalık ile acele ettiren küstahlık görürüz.

Ampirik-ahlaki dünya büyük ölçüde kötü niyet ve kıskançlıktan oluşur.

Düşmanını ölümünden sonra küçük düşürmek aptallıktır; onu zaferden sonra küçük düşürmek ise alçaklıktır.

Roma'da Romalıların dışında bir de heykellerden oluşan bir halk var olduğu gibi, bu gerçek dünya dışında çoğunluğun yaşadığı ve neredeyse daha güçlü bir vehmî dünya mevcuttur.


Bütün insanlar özgürlüğe ulaştıklarında hatalarını geçerli kılar: güçlüler abartmayı, güçsüzler ihmali.

Kendini özgür sanıp da özgür olmayan biri kadar köle olan yoktur.

İnsan özgür olduğunu ilan etmeye görsün, hemen hapsedilmiş hisseder kendini. Hapsedilmiş olduğunu söylemeye cesaret ettiğinde ise, kendini özgür hisseder.

Dilediklerimizden, o dilediğimize sahip olduğumuza inandığımız an kadar, başka hiç bir zaman uzak değiliz.

Kendimize hükmetmemize izin vermeden zihnimizi özgürleştiren her şey çürümeye mahkûmdur.

En güzel hal gönüllü bağımlılık halidir ve o da sevgisiz nasıl mümkün olabilirdi.

Kalbin merhameti adaletin de yer bulduğu bir alanda önemli bir yer tutar.

İnsan kendini ne kadar az düşünürse o kadar kendini düşünenlere tabidir.

Diğerlerinin iyi niyetine sevindiğinde, insan gerçekten canlıdır.

İnsanlar eğilimlerinden canlı olanı tercih eder.

İnsanlar binlerinin onlarla meşgul olması gerektiğini düşünürler, çünkü kendi kendileriyle meşgul olamazlar.

Yanan çocuk ateşten çekinir, yanan ihtiyar ısınmaktan çekinir.

Tekrar etmek nelere kadirdir! Seyirciler bağırır, dayak yiyen susar.

Mutlu olanlar, mutsuz olanın karşılarında bir gladyatör gibi onuruyla ölmesini mi bekliyorlar, Romalı ayak takımının beklediği gibi?

Çaresiz olanın her şeyi affedilir, yoksul olana da tüm kazanç verilir.

Alan elin ne kadar güzel bir resim oluşturduğunu görecek göz olsaydı, çok sadaka verilirdi.

Vermek istediğini söyleme, ver! Umudu asla tatmin edemezsin.

“Umut mutsuzların ikinci ruhudur.”

Dileğinin gerçekleşmesinin en büyük ihtimali bile şüphe içerir. Bu nedenle dilenen gerçekleştiğinde her zaman şaşırtıcıdır.

Vericiliğin kazancı çoktur, ne güzel eğer buna bir de alçakgönüllülük eşlik ediyorsa.

Kendisine benzeyeni seven ve arayan insanlar vardır, aynı şekilde kendisine zıt olanı seven ve peşine düşenler de vardır.

İnsan sadece kendisi gibisiyle yaşayabilir ve aynı zamanda yaşayamaz da, çünkü uzun vadede birinin ona benzemesine tahammül edemez.

İnsan herkes için yaşayamaz, bilhassa birlikte yaşamak istemedikleri için.

Biriyle yaşamakla, birinde yaşamak arasında büyük bir fark vardır. Onunla yaşamadığın halde, içinde yaşadığın insanlar vardır ve tam tersi. İkisini birleştirmek ise sadece en duru sevgi ve dostlukla mümkündür.

Birkaç insan, birbirlerinden oldukça memnunsa, çoğunlukla yanıldıklarından emin olunabilir.

Arkadaşlar konusunda aldanmak arkadaşlarını aldatmaktan iyidir.

Kimse asla aldatılmaz, insan kendini aldatır.
Gerçekten kafa dengi olanlardan uzun vadede ayrılamazsınız, tekrar tekrar bir araya gelinir. Zıt fikirlilerle boşuna birlik kurmaya çalışılır, ilişki tekrar tekrar kırılır.

Sana karşı dürüst olmak istiyorum, birbirimize ayrı düşmeden, ancak bu mümkün olmuyor. Yanlış hareket ediyor, iki arada bir derede kalıyorsun, senden yana olanları bulamadığın gibi, bir de arkadaşlarını kaybediyorsun. Ne olacak bu iş böyle!

Çoğu insanın hayatı dedikodu, yaptı etti ve anlık etkili entrikalardan ibarettir.

İnsanlar Kızıldeniz gibidir: asa ile ortadan ayrılır ayrılmaz, arkadan yine birbirlerine akarlar.

Derler ki, bir hizmetçi için kahraman diye bir şey yoktur. Bunun sebebi kahramanı sadece bir kahramanın tanıyabilmesinden kaynaklanmasıdır. Ancak hizmetçi kendisi gibi olanın kıymetini bilir.

Kendini her şeyin merkezi zanneden, egoist küçük şehirlilik.

Herhangi bir postun içine girmiş bir koyun, koyun postundaki kurttan daha tehlikelidir, çünkü koyunu koyundan daha başka bir şey sanırsınız.

Ahmaklar da akıllı insanlar da eşdeğer zararsızdır. Sadece yarı ahmaklar ile yarı akıllılar en tehlikelilerdir.

Kazanca karşı tevazu beklenir, ancak kazancı densizce azaltanlar keyifle dinlenir.

Neden saçmalıkları dinler insan? Hepsi en küçük kazanımı kabul ettiklerinde bir şeyi affettiklerini düşünüyorlar.

Gayretli insanların, çözülmesi en zor sorunları, daha yaşlı çağdaşlarının kazanmalarını kabul etmek ve onların eksikliklerinden engellenmemektir.

Derler ki: “Kendine övgü kötü kokar.” Olabilir, ancak yabancı ve haksız yere sövgünün nasıl bir kokusu olduğu ile ilgili bir koku alma duyusuna sahip değildir seyirci.

Çoğunluk çalışkan insanlardan vazgeçemez ve yine de çalışkanlar onlara her zaman yük olur.
İnsan kendi yaptığına inanmadığı şeylerden nefret eder. Bu nedenle tarafgirlik bu kadar şevklidir. Her ahmak en iyi olana müdahale ettiğine inanır ve hiçbir şey olmayan dünya, birden bir şey haline gelir.

Bir şeyi inşa etmek ve kayırmak istemesinin tek nedeninin partizanlık yapmak dışında bir şey için olduğunu kimse düşünmesin.

Sadece ortaya bir şey koymayı beceremeyen insanlar için, hiçbir şey yoktur.

Her özlü şeyler aktardığın kişi üretken olmaz. Aklına çok bilinen bir şey gelir sadece.

İnsanlar arasında üretken olmadan da önemli şeyler söylemek isteyen birçok kişinin bulunduğunu da düşünmek zorundayız ve o zaman en hayret verici şeyler gün yüzüne çıkar.

Vasatlık için dehanın ölümsüz olduğu bilincinden daha büyük bir teselli yoktur.

Olağanüstü bir adamda, aptalların da bir şeyler buluyor olmasında berbat bir şey vardır.

En feci olanı da, basit, beceriksiz insanlar hayalperestlerle bir araya gelince gerçekleşir.

Radikal kötülük: herkesin olabileceği şeyi olmak istemesidir. Geri kalanlar ise var olmak bile istemezler.

*Johann Wolfgang von Goethe 
"Aforizmalar"
Almancadan çeviren: Gülrû Bayrakta
Maya Kitap, 2014

Share on :

Hiç yorum yok:

 
Copyright © 2015 benhayattayken
Distributed By My Blogger Themes | Design By Herdiansyah Hamzah